Akla düşen annelere dair..

cats 4  

Bir kaç gün oldu, yolum Fındıkzade’ye doğmadığım ama büyüdüğüm  o minik şehre düştü.. Benim anılarda gizli detayları saklaması ile koca bir şehir gibi görünen o güzelim eski İstanbul semtine..

Çocukluğumun kalp çarpıntılarını, düştüğümde kanayan dizimin acısını, bozulan çamaşır makinesinin merdanesinin yerine çamaşırları ellerimizle sıktığımızın öfke homurtularını, cami çeşmesinden bidonlarla su taşıdığımızı, dolayısı ile su kavgalarını, soğuktan ürperen bedenimizle kömürlükte odun kırma seanslarımızı, kapı gıcırtılarını, mis süt paketlerini evde patlatışlarımızla yediğimiz dayakların zırıltı seslerini, komşumuz için kendimizden bile vazgeçebileceğimiz dostluk bağlarımızı, baba gelmeden sofraya oturmama gibi anlamlı ve özel geleneğimizi, ‘ben’ ‘ sen’ ‘o’ gibi tekillik yerine “biz” in çok olduğu günleri saklayan o koca şehir..

Ağabeylerimiz top oynarken, biz artan kumaşlarla yapılmış, içleri çaputlarla doldurulmuş, kaşları ve dudakları annelerimizin hünerli elleri ile işledikleri bebeklerle oynardık.. Et Bebeğimiz yoktu ama bir bez bebeğimiz tabi ki vardı.. Soba başında annemin bez bebeğime elbise ördüğünü dün gibi hatırlıyorum, boğazımdaki düğüm ile…

Bu satırları yazarken sonra aklıma annem düşüyor:

Geçen sene ramazan ayında iftara 2-3 saat kala buluşup sanki tarihi bir tur yaparcasına eski semtimizi, mahallemizi yani bizim için şehrimizi gezdik.. Eski Parlar Pastanesinden meşhur tatlımızı, Cerrahpaşa Fırından Havuçlu Kekini, Çekirdekli Galetasını aldık. Komşuların camını ‘tık’ ladığımız, içeri buyur diyecek güzel tebessümlerini, ansızın gelen eski komşuya Allah ne verdiyse iftarına kal yalvarışlarını içimize çeke çeke yaşadık.. Annemin ertesi gün göz yaşları içinde “bana bundan iyi bir şey yaşatamazdınız” dediği kısa bir ışınlanma yaşadık geçmişe ve onun tatlı özlemine.. Arada yarım saatlik bir mesafe değil de, uzun yolculuklar sonrasında varılacak bir gurbet şehriymiş gibi annemin üzülmesine mi yanayım, yoksa daha güzel bir evde daha iyi koşullarda yaşadığı halde Fındıkzade de ki eski muhabbetini aynı yerde devam ettirememesine mi yanayım.. yok yok ben en iyisi İstanbul’u yüksek yüksek beton yığınları arasında ruhsuzlaştıran düzene yanayım..

cats 2

İşte böyle bir mesai gününde akla anne düştü ise, 3 ay önce iki anneme kurduğum bu sofrayı yayınlama isteği doğar.. Evet meyvelerden de anlaşılacağı üzere yazın başıydı.. Kayınvalidemin bize bir kaç haftalığına misafir olması ile iki anneyi buluşturduğumu yazmıştım instagram sayfamda.. Üzerinden zaman geçsede sizlere ilham olsun bana da anılarla dolsun diye yayınlıyorum..

  •  Kristal bardaklar anneciğimin çeyizinden. En az 30 yıllık
  • Tatlı kadehleri diğer annemin (kayımvalidemin) Almanya ganimetlerinden.. Fransız malı en az 40 yıllık..
  • Ekmek sepeti örtüsü yine annemin çeyizinden iğne oyası..

cats 1

İş çıkışı bir kaç gün boyunca kayınvalide gelecek telaşı ile temizlik yapınca ilk akşamı çay masasına çevirebildim. Yemeği yetiştiremeyen gelin süslü sofra kurarak anneciğinin gözünü nasıl boyar adlı çalışmam:)

cats

Reklamlar