Unsuz & Şekersiz Hayat

unsuz ve sekersiz hayat

Merhaba,

Yazımı instagram hesabım’a gelen soruların hepsine topluca cevap vermek için yazıyorum. Diyetisyen değilim, doktor da değilim.. Yazdıklarım kendi deneyimlerim ve gözlemlerimden aktarılanlardır.

Unsuz ve şekersiz hayata başlamaya karar verdikten 3 gün sonra hazırlıklarımı yapmış ve 1 kasım besmele ile başlamıştm. Beslenme şeklimi değiştirmem kilo verme amaçlı değildi sadece. Hatta birinci önceliğim hiç değildi. Geçen sene tanıştığım ve sayesinde hurma oruçları yaptığım Deli Anne’nin (www.deli-anne.com) yolunda gidiyordum. Sık sık hurma oruçları tutmuştum. Onun tabiri ile ruhen temizlenmeye çalışıyordum.. Geçen sene evlendikten sonra aldığım (fazlasıyla) 15 kiloyu vermek için ünlü bir dr. gittim 1.5 ayda 12 kilo verdim. Sonuç geri aldım tabi ki! Hem de hiç anlamadan çok hızlı ! Günlerinin % 80’i iki öğün beslenen ve beyaz ekmek yemeyen, çayına şeker atmayan biri için böyle kolayca geri almak doğru değildi. Peki ben nerede hata yapıyordum ?

BULDUM ! 2 ana öğünde yesem neredeyse günde 3 öğün tatlı yiyordum. Kahvaltıda reçel, öğlen kahve yanına çikolata, akşam da yine tatlı (pirinç bile tatlıdır) .. Bunu beslenme şeklimi değiştirip 15 günde 3.5 kilo vererek anladım. Hem de hiç aç kalmadan! Yiyerek kilo verdim, hayal değil miş. Lütfen güvenin bana :) (Metabolizmam çok yavaştır onun içinde bir şeyler yaptım, aşağıda )

“Bence işlem görmüş şeker bir besin değildir, başlı başına zehirdir”

O halde sizinle sırrımı paylaşayım. Bunu instagramda yazmamıştım. 1 kasımda başladığım da mayıs sonuna tam 7 ay vardı. Ve dedim ki kendime; ayda 3 kilo x 7 ay = 21 kilo eder ! Ki benim vermem gereken kilo 21 değil 15 !

“Başlamak bitirmenin yarısıdır”

O halde siz hala niçin duruyorsunuz? İmkansız değil bana güvenin. 1 aralık sizin olsun, ayda 3 kilo ile 31 mayıs’a -18 kilo ile girebilirsiniz. Sadece kilo bile vermek için değil, sağlıklı olmak için yapın bunu. Aşağıya yazdığım kendimde gördüğüm değişimler için bile değer.. Haziranda da bana dua edersiniz :) Hiç sıkı diyet yapmadan, aç kalmadan, tatlı krizlerine girmeden . Yolun sonuna kavuşmuş değilim ama inanıyorum. Çünkü ilk kez istediğim her şeyi yiyebiliyorum..  İnşaALLAH muvaffak oluruz hep birlikte.

“Önce süre koy ve dene, denemekten ne zarar gelir dedim!”

Unsuz & şekersiz beslenmem için kendime süre koydum. 61 gün ! Bana bir ömür undan ve şekerden uzak durma fikri çılgınlık gibi geliyordu.. Herhangi bir sağlık problemi yaşamıyorum, gluten hassasiyetim de yok, o halde kendimi neden mahrum etmeliyim diyordum. Aslında bu düpedüz yanlış bir düşünce. Kendimi kandırıyordum.  Ama kendimi çok iyi tanıyorum. Asla kelimesinden, imkansız kelimesinden nefret ederim. Sınırları kuralları hiç sevmem. O yüzden kendime bir ömür böyle beslenmeyeceksin 61 gün dene ne olucak dedim. (2 ay demiyorum ki ay kelimesi de gözümü korkutmasın, 61 güncük :) ve biliyorum ki inşaAllah 61 günden sonra mayıs sonuna kadar devam edeceğime inanıyorum. Hala kendime bir omur diyemiyorum, koymuyorum:) İyi ki süre koymuşum kendime, hedefimi küçük tutup başlamış, gözümü korkutmamışım.. 61 gün size çok gelirse önce 3 gün sonra 7 gün sonra 11 gün gibi başlayabilirsiniz.. 21 gün yapmak en iyisi. İnanın bırakmak istemeyeceksiniz..

Şekersiz Ve Unsuz (kepekli un dahil) Hayatımdan Notlar:

  • Şaka gibi ama ne istediysem yedim. Diyet listeleri gibi kurallar koymadım. Havuç, mısır, yağ, patates yasak demedim ! Patatesi 2 haftada 2 kez yedim.. salataları zeytinyağıyla, yumurtayı tereyağıyla pişirdim.
  • İlk hafta 3 gün birer öğünde kepekli ekmek ya da etimek yedim. İkinci hafta unu da bıraktım.
  • Kahvaltılarda bolca peynir zeytin, muhakkak 2 yumurta yedim. Kahvaltı ile birlikte Meyve tükettim bu sayede şeker isteğim yok oldu. Kibrit kutusu kelimesine zerre takılmadım.
  • Çayı Pazar günleri haricinde tüketmemeye çalıştım. 15 gün içinde sadece 3 gün çay içtim. Bu sayede ödem toplamadım. Taner beyle sabahlari ıhlamur içiyoruz. Yemeklerde su içmiyorum.
  • Porsiyonlarıma sınır koymuyorum. Zaten sınırları hiç sevmem öğrendiniz. Biliyorum ki şekerin bana yaptığı açlık hissi zamanla kalkacak zaten eskisinden az yiyeceğim. Dün akşam bulgurlu pırasa yemeği vardı. Havuç yasak demişti eski doktorum. Ben 2 havuç doğradım yemeğe ve ayranla 2 tabak yedim. “5 kaşık yağsız sebze yemeği” tabirinden hiç haz etmem zaten. Önümüzdeki günlerde kendiliğinden az yemeğe başlarım eminim, inanınıyorum, inşallah :D
  • Bulguru seviyorsanız ve gluten hassasiyetiniz yoksa sık sık bulgur tüketebilirsiniz. Haftada 4 kez bulgur yemeye özen göstereceğim. Mesela kısır, mercimek köftesi, bulgur pilavı çok güzeldir. Akşama Kuru Patlıcan Dolması yapacağım. Bulgur ve bol salça ile (Bunu yazdıktan sonra eşim dışarıda yiyelim dedi, neyse yarın yaparım)
  • Undan vazgeçmemin doğru olmadığı söyleniyor. Ekmek yemeliymişim. Vücudumun karbonhidrata ihtiyacı varmış. Ben bunu bulgur patatesle dengeliyorum. Elma da bile karbonhidrat var biliyor musunuz? Ama en sağlıklı olanı..
  • Öğünlerimin ikisini hafif bir tanesini kuvvetli yaptım. Pazarları 2 öğün beslendim.
  • Şeker içerdiğinden ketçap, mayonez, nar ekşisi dahi kullanmadım.
  • Cheesecake dahil en az 20 tarif depoladım. Şuan vaktim olmadığı için yapamıyorum. Ama Beyaz un yerine çok fazla çeşit var.
  • Alışveriş listemi hazırladım: Akçaağaç şurubu, hurma şurubu, kavilca unu, badem unu, karabuğday alınacak. Aldığımda nereden aldığıma kadar size yazacağım. Bu arada chia tohumu aldım. Harika bir şeymiş ! Tamamen doğal stevia’dan da edinmem gerek !
  • Yüzde yüz doğal pekmez bulduğumda tahin & pekmez ikilime kavuşacağım :)

 

 

Kendime Zorunlu Kıldıklarım:

  • Asla diyet yapıyorum demeyeceğim. Sağlıklı besleniyorum.
  • Metabolizma hızlandırıcı 2 / 3 kupa limonlu yeşil çay içilecek.
  • 3/4 kupa kaynar su / eskilerin tabiri ile kant .
  • Arabada ofiste evde her yerde kuru meyveler. Kuru çekirdekli siyah üzüm, badem, kuru kayısı ve hurma taşıyorum. Mesela şuan üzüm ve hurma yiyorum yeşil çayla..
  • Günde 2 porsiyon taze meyve yiyorum. ( Eskiden sadece bir öğün meyve yerdim o da çok az)
  • Misafir gittiğim yerlere muhakkak salata yapıp götüreceğim. Salatalarım maruldan oluşan diyet salatalar değil ! Canım ne istiyorsa içinde olan salata. Mesela tavuklu yoğurtlu ve sebzeli salata harika bir fikir ! Acılı bir tabbule de güzel fikir !
  • İki öğün acı tüketeceğim. Metabolizma hızlandırıyor.
  • Hafta da en az 3 gün yürünecek. Eğer ben yürüyemem derseniz kendinize 3 gün iş uydurun. Mesela buzdolabı kirlenmiş olabilir. Tv seyretmektense temizleyin. Ya da yardımcı alıyorsanız almayın, kendiniz silin süpürün evinizi. Ya da annenizin altın gününe gidin ve servisten bulaşığa siz üstlenin (ben bunu kız kardeşime yaptım, pek memnun oldu:)
  • Saat 8 den sonra hiç bir şey yemeyeceğim. ( Misafirlik hariç)

 

15 Günde Neler Yemişim ve Buna Rağmen 3.5 Kilo Vermişim:

  • Bir gün eşimle dışarıda yürüyüş yaptık, eve dönüşünde unsuz ve şekersiz olduğu için kelle paçacıya gittik ☺ Sonuçta et ve su ! Eğer ne yiyeceğim derdi olsa emin olun dün bırakmıştım bu beslenmeyi. Dedim ya bu bir diyet değil! Yağlı diye sevdiğim çorbadan olmadım. Bol acı ile sıcak sıcak zaten metabolizma tavan.
  • Bir akşam inanılmaz acılı ve bol sebzeli 2 tabak bulgur pilavı, kuru soğan ve yoğurt yedim. Bu sayede yeme stilimle benim doğu kültürünü ne kadar sevdiğimi anlayacaksınız. Urfa’ya gidin sabah bile acı yiyor bizim güzel insanımız. Ben nasıl Giresunlu olmuşum hayret!
  • Hafta sonu 1 muzu 2 bardak sütle miksere vurdum. Muzlu süt yaptım. 2 yemek kaşığı chia tohumu karıştırdım. Saatte bir karıştırdım. Ertesi güne enfes bir tatlı oldu. Muhakkak chia tohumu alın. Malatya pazarında var. Ben çok ön yargılıydım. Pişirilen tarifi de var, o daha pratik en kısa zamanda onu da deneyeceğim.
  • Bir sabah tavada sivri biber, pul biber ve salça kavurup domates doğradım. Bolca lor peyniri ve yumurta ile acı bir kahvaltı yaptım. En az yarım saat vücut ısım tavan! Kış aylarında mideniz sağlamsa acı faydalıdır.
  • İrmik tükettiğim için bir akşam irmik tatlısı yaptım bal ile.. 1 su bardağı süt+ 2.5 ymk kaşığı irmik+ 1 tatlı kaşığı bal ve üzerine tarçın.. Bal doğal olmalı. Bulamazsanız tüketmeyin. Raflardaki balların çoğunda şeker var.
  • 3 kez misafir ağırladım. Karışık olarak ikisinde bende yiyebileyim diye yoğurtlu sebze salatası, zeytinyağlı çoban salatası, bulgur pilavı, et ve zeytinyağlı bamya pişirdim.
  • Mısır unu tüketebildiğim için bol bol mısır unlu hamsi yiyebileceğim. Neden ? çünkü ben diyette değilim! Bir akşam fırında yağsız ama yağlı kağıt üzerinde mısır unlu hamsi yaptım. Hem ocak batmadı, hem de kolay pişti..
  • Mısır unu tükettiğim için mıhlama yedim bol tereyağlı.
  • Dışarı çıktınız, herkes tatlı yiyor, çay içiyor. Ben buna çözüm buldum. Geçen gün Taner Beyle gezerken salep yerine kendime kaynar süt istedim. Bol tarçın ve çantamda ki kuru meyvelerle kriz kalmadı. Yakında da kendime kekler yaparım unsuz, şekersiz. Çantamda her daim gezdiririm inşAllah.

 

Ve En Önemlisi Bende Neler Değişti

  • İlk kez aç kalmadan, diyet yapmadan iki haftada kilo vermenin mutluluğunu yaşıyorum. Bu bence en önemli madde zaten.. Çünkü tatile gitmekten, arkadaş sohbetlerinden kaçmaktan, misafir ağırlamaktan, dışarıda yemek yemekten mahrum değilim elhamdülillah. Hepsini yapabiliyorum.
  • Yüzüme renk geldi. Detaylı yazmak istemiyorum ama inanın renk geldi 😄
  • Sabahları inanılmaz enerjik kalkıyorum. Ayılmam 1 dakikaya düştü. Eskiden nasıldı diye soranı fururum :☺
  • Adımlarım hızlandı.
  • İkinci gün den itibaren artarak giden bir bilinç açıklığı yaşıyorum.
  • Unutkanlığım azaldı.
  • Veeee reflüm azaldı, mide bulantım kalmadı.. Bol acı yememe rağmen !!!

 

Not: 100 defa diyette değilim yazdım, çünkü en çok diyette olduğum sanılıyor. Başta da dediğim birinci önceliğim kilo vermek değil.

*** Gluten hassasiyetim ve şeker hastalığım yoktur. Beslenmem bu doğrultudadır.

Güzel Bir Pasta & İçimde Saklı Üç Nokta…

DSC_0550

HANGİ MEVSİM

Mevsimlerden ilk bahar.. Bahçemde kıştan çıkma bir bahar esintisi. Zorlu bir süreci atlatmanın ılık bir havası var. Tohumlarım kök salmış. Sıcak yaz günlerine el sallıyor adeta. Günler yavaş yavaş ısınmaya başlıyor. Her sabah bir başka güzel sanki.

Bir sonraki gün bir önceki günden daha sıcak günlere gebe. Heyecanın doruklarındayım… Filizlenen tohumlar meyvelerini vermek için hazırlanıyorlar. Bense iyi bir bahçıvan olmak için hazırlıklar içindeyim. Biraz endişeli, biraz aceleci…

Çok sürmez bu mevsim diyorum. İyi bir bahçıvanlık için kolları sıvamak, ekilecekleri en doğru şekilde ekebilmek, ekilmiş olanları ise iyi aşılamak gerek diye düşünüyorum. Acelecilikle yüzüme gözüme bulaştırmamak için doğru nefeslerde almak istiyorum. Hatta bu sırada çok yaz görmüşlere soruyorum. Ekmiş, biçmişlerin tecrübelerini asla es geçmiyorum. Biliyorum çok sürmez bu bahar..

Bahar temizliği, bahçe işleri, yeni yeni deneyimler hatta tecrübesizliklerle hızlı geçen bu baharın ardında yaz günleri gelecek diyorum. O bunaltan sıcağı ile dizlerimde derman bırakmayacak. Zar zor nefes alacağım diyorum.

Yaz gelip çatıyor. O muhteşem ihtişamıyla yüzünü gösteriyor. Yeni bir mevsim diyorum. Ekilenleri dahada kuvvetlendiren bir güneş çıkıyor. Filizler kocaman bir fidan oluveriyor. Lakin biraz ağırlaşıyorum. Bunaltan sıcak günler ağırlığını basıyor. Tatil kaçamakları düşüyor akla. Birazda bahçeyi hatta evdeki kediyi bile boşluyorum. Camın önündeki menekşe bile bu günlerde susuz kalıyor. Tatil diyorum. Bu günlerde hak edildiği sanılan tatil!

Oysa ilk baharda yaz için ne güzel günler planlamıştım. Yaz gelecek en iyi şekilde dinleneceğim diyordum. Güneşli günlerde hoplayıp zıplayacağım diyordum. Bu denli hızlı geçeceğini bilmeden hayaller kuruyordum.

Sonbahar geldi.. Yapraklar kuruyup dökülmeye başlarken, sorgulamalarım arttı diyorum. İlkbaharı yaşarken sonbahar ne hızlı geldi diyorum. Kış bu kadar yakınmış diyorum.. Yaz derken kışın hazırlığına vakit kalmışmıydı diyorum. Oysa ilk baharda ektiklerimi bile tam anlamıyla biçememişken. Hayıflanıyorum ihmal ettiğim kedime, menekşeme.. en güzel mevsimde onları ihmal etmeye..

Derin bir sessizlik içine bürünüyorum. Elim ne baltaya gidiyor ne oduna, ne kazmaya ne küreğe. Yok diyorum kışa hazırlık yapmak gerek. Ama nafile. Öyle çok yorulmuşum ki derman kalmamış bedende.

Şimdi soruyorum hangi mevsimi yaşıyorum diye, kendi kendime.. Sorgulamalarımın yerini inancım alıyor. Hangi mevsimde olursam olayım gerçek baharın geleceğini düşlüyorum. İnanıyorum her tohum bir filiz verecek, her filiz bir fidan olacak ve her fidan meyve verecek. Çabaların boşa çıkmayacağı ebedi bahar da gelecek…

page 1

Bu pastayı hayatının baharında iki arkadaş için hazırlamıştım. Yine sipariş üzerine çalıştığım bir pasta olmuştu. Aynı işyerinde çalışan iki arkadaşın aynı dönemde askere gitmeleri üzerine şirketlerinin kendilerine bir süpriziydi.

page2

Pastamızın içi bol çikolatalı bir pasta olmuştu..

 

 

page3

Bereketli Cumalar..

Yağmurlu bir İstanbul akşamından hepinize kucak dolusu sevgiler. Pazartesi minik ama şeker bu sofrayla burdayım efendim. Cuma akşamınız bereketli olsun, hafta sonu sofralarınız şen olsun..

Muhabbetle..

Tefekkürdeyim.. Tefekkür dersinde..

Hiçbir şeyin benim elimde olmadığını, herşeyin benim elimde olduğunu bildiğim kadar iyi biliyorum artık.. İki gündür misafir gibi gelip gittiğim evim bana soğuk, tıpkı benim ona soğuk olduğum kadar..

Kocaman bir sessizlik içinde koşuşturuyorum adeta. Sorguladığımı sandığım hayatımın beni acımasızca sorgulaması ile başbaşayım şu sıralar. İçimdeki eksikliği düpe düz ortaya koyarken gel-gitler yaşıyorum. Eksiklikleri acıyan hatta kanayan yüreğimde kabulleniyor, derin bir ah çekiyorum..

Nerede olduğumu, nasıl olduğumu sorduğunuz yorumlara ve maillere karşılık burdayım demekle başlamak istiyorum, ama nafile…Bu aralar nerede olduğumu ben bile bilmiyorum. Bedenini kaybetmiş bir ruh var ortalıkta sanki. Şükrün eksikliğinin bana verdiği dersteyim diyorum.. Kısa bir tenefüs arasında yazıyorum sizlere.. Tenefüsteyim.. Tefekkürde..

Önce ani bir vefat,ardından dedemin rahatsızlığı ile taşındığım annemin evine uzun bir süre yerleşeceğimi bilmiyordum. Annemin yaşadığı ufak bir kalp operasyonu ile kalıcı olacağımı ve sizlerden ayrı kalacağımı da planlamış değildim, inanın..

Plan.. Neye ve hangi zamana göre plan?

Yarının sahibi ben değilken,plan yapmanın bir düşünceden ibaret olduğunu öğreniyorum en iyi dersimde. Hayatını hep planlar dahilinde yaşayan “Bir nefeste bile iki şükrün gizli olduğunu” bilmenin yetmediğini, uygulamanın bilmenin de ötesinde olduğunu öğreniyorum her geçen gün..

Bu satırları yazarken Bosna’dan yazan Dina Hanım’ın “Muhteşem bir site” yorumu ile burada olmamın bana ne kadar huzur verdiğini hatırlıyorum. Yıllar evvel gittiğim güzelim Bosna’dan gelen bu yorumun bu yazıları yazdığım an gelmesi boşa bir tevafuk olamaz diyorum.. Ve teşekkür ediyorum. Dina Hanım siz de tıpkı tüm takip eden dostlarım gibi muhteşemsiniz..

Annemin hastalığına teşhis konulduğu sıralarda abimin (eşimin abisi) mutlu günleri şenlendiriyor evimizi. İstanbul’daki nikahı yanlızlık yaşayan evimden geçiyor, takip eden hafta sonuda muhteşem bir düğün için Bursa’nın taşlı yollarından geçiyor. Benim için kolay olmasa da en tatlı yorgunlukları da yaşıyorum bu vesile ile..

Bayram sonrası biriken yayınlarım ve tariflerim ile burada olmak için dua ediyorum. Buraya kadar geldiğiniz için hem sizin eliniz boş dönmesin, hem de benim için sadece hüzünlü bir yayından ibaret olmasın diye son zamanlarda yaşadığım mutlu karelerden paylaşmak istiyorum. Sadece mutfak maceralarında ibaret olmadığını, dostlukların yeşerdiğini gördüğüm, varlığınızı hissettiğim bu site benim için hayatın her alanından paylaşmaya dönüştü..

Yaşanan anıların kareleri ile sizleri baş başa bırakmadan, bana  “eşi” ünvanını yaşattığı için önce O’na, sonra eşime teşekkür etmek istiyorum. Sabrı, şükrü, paylaşmayı senden öğrendim. İyi ki varsın..

Not: Ziyaretlerini hiç eksik etmeyen, mail ve yorumlarıyla beni yanlız bırakmayan tüm takipçilerimden helallik istiyorum. Bu kadar uzun bir ara vermeyi inanın hiç istememiştim. Dilerim bayramdan sonra resimde gördüğünüz (bir hafta boyunca çantamdan eksik olmayan) muffinlerimin tarifi ile besmele çekeriz. Şimdiden iyi bayramlar efendim. Sevgilerimle..

Anneciğimin rahatsızlığını bana belli etmese de bir şeylerin ters gittiğini anladığım Ramazan Bayramı sofrası. Bayramın ardından rahatsızlığını öğrendiğimde onu ne kadar iyi tanıdığımı bir kez daha anlamış oldum..

Bayram sofrasında tuzum bile olmasa poz veririm edaları ile kız kardeşim..! Annemde geçirdiğim zamanlarda bana bir oda nasıl olurda bu kadar çok dağıtılır dersleri verse de, çıldırmalarım sonucu ne yaparsa yapsın onu çok sevdiğimi anladım. Tebessümleri canıma can katarken..Tuzuna şekerine kadar kendi eseri ile balkon sefasında hazırladığı kahvaltı benden olmasada eniştesinden tam not aldı.. Tam not bence Nutella sayesinde alındı:)

Bayramın tatilinde cumartesi,pazar günleri olmayı planladığımız yer. Sizi imrendirmek için bir kaç kare yayınlamak istiyorum. İstanbul’dan kaçamayanlar için İzmit-Yuvacık Barajı tesisleri sizler için iyi bir keşif olabilir. Ben Karaaslan Tesisleri’nde  olacağım. Yolunuz düşerse size çay ikram edebilirim. ( Karaaslan tesislerinin resimlerini bayramdan sonra ayrı bir dosya halinde yayınlayacağım, pişman olamamak için bu tatili kaçırmayın!)

Eşimin en sevdiği kare. Kendisi mekanı çok sevdi. Sıcacık kızarmış ekmeği ve tereyağı! (Kahvaltı sınırsız, içecekler sınırsız, meyve ikramı dahil fiyatın 17 tl olduğunu söylesem sıcak ekmek ve tereyağının bahane olduğunu söylememe gerek kalır mı:)

Başlarda tırssam da inatçı kişiliğimle yendiğim salıncak korkusu..

ve araya sıkıştırdığım kışlık hazırlıklarım..

Bamyalarım..

Köz patlıcanlarım..

Ofiste sıkılmanın, işleri boşlamanın eserleri. Fuarda tanıtım amaçlı verdikleri kartonlarla denediklerim.. Bu ve bundan sonraki resimler telefonla çekildiler. Resim kalitelerinin düşüklüğü için şimdiden özür dilerim:)

Kendi “cheescake”lerimin güzelliğini fark ettiğim o an! Enaniyet duygularım kabardıysa suçlusu ben değilim:))

Diyetle hiç bir alakası olmadığını bir üst resimden anlayabilirsiniz. İş yoğunluğunun acı resmidir. Öğle yemeğinin arabada yenilmesi..

Mesai saatleri içinde eşimin beni çaya davet etmesi iş arkadaşımı bile şaşırttıysa, bu çayda güzel şeyler konuşulmadığının kanıtıdır. Çözemediğimiz sorunlarda bile birbirimizden destek almamız apayrı bir şükür meselesidir. İyi ki ben de varım:)))

İlk kez arabası olmanın mutluluğu içinde, noter satışından dönen bir abinin arabasına arkadan çarptım ..” Hayatımda ilk kez arabam oldu, ilk gün bu yapılırmı abla” dedi.. “Son 5 yılda ilk kez ben birine vuruyorum” dediğimde de kim şanslı kim şansız anlayamadık. Birinin arka farını kırdığım için canımın bu kadar yanacağını da bilemezdim!

Bencilliğin zirvesinde olduğum an. Koyu sohbete dalan iki kardeşimden habersiz yemek sonrası ikram edilen bu tabağı tek başıma yedim:) Bir ara bizim damat “abla biz de yesek” demese boş salkımı bile yutabilirdim:)

Ve evimden geçen abimin (eşimin abisi) nikah merasimi. Annemlerin Bursa’da yaşıyor olması sayesinde evimde bohçalar bile hazırlamak nasip oldu.

Farkında olmadan ablamları (abimin eşini) ziyarete gittiğimizde abim için şunu sever bunu sevmez, o şöyledir böyledir sözlerimle 6 yıl gelin olduğum bu ailenin tamamen bir parçası olduğumu hissettim. Yeni geline abim için nasihatlar vermek espiri meselesi olunca.. :))

Merhaba..

Ramazan ayının son günlerinde yoğun bakıma girerek umudun ne olduğunu bizlere hatırlatan, bayramın 3. gününde kaybettiğimiz amcamızın üzüntüsü içindeyiz. Sizlerden çok dua isteyeceğim. Umudun yerini sabrın aldığı bu günler takdir edersinizki biraz yavaş ilerlemekte..

Biliyorum sitem mesajlarınızla nerede olduğumu merak ettiğinizi.. Buradayım, pazarteside çok güzel yayınla inşallah döneceğim..

Selam ve sevgilerimle..

Muazzez

 

Ramazan Geldiii, Hoş Geldiiii :)

Bugün içim bir başka kıpır kıpır ; resmen heyecanlı hissediyorum kendimi. Bir başka güne uyanmış gibiyim. Onbir Ayın Sultanı’na yeniden kavuşmak, yeniden yaşamak nasip oluyor.. insan kendini nasıl hissedebilir ki?

Sultan diyoruz hani, en güzeli diyoruz ya, baş tacı diyoruz ya.. İşte ben bu sene Sultan’ımız gelmeden evimi ve kendimi hazırlamak istedim. Üstteki resimde Sultan için yaptığım ön hazırlıklardan. Bir çoğumuz bayram temizliğine, bayram teleşına düşer ya hani, işte ben bu sene ramazan hazırlığına ve telaşına düştüm. Dedim ki eşime “Bu ay bize koskocaman bir bayram olsun inşallah. Her gününü bir bayram sevinciyle yaşayıp, kendimize bir çok manevi şeyler de katarak ve yaşayarak, eşlerimizle dostlarımızla daha sıkı sıkı kutlayalım”

Sultan beklemez, beklemeyi sevmez.. Bir sene daha o gül yüzünü gösterdiya bize, şükürler olsun..

Diğer günlere nazaran sadece tenceremde pişenin artmasıyla hazırlayacağım sofralar olsun istiyorum. Yeter ki bu bayramı coşkuyu, edayı birlikte yaşayalım. Yanlız kılınan namazlara eşlik edecek misafirlerimiz bol olsun. Evinizde açılıp dua edilen elleriniz artsın inşallah..

Pazar günü önce evimi ramazana hazırdım.. Buna sırasıyla İkea’dan aldığım siyah peçeteliği boyayarak anneme hediye etmekle başladım. Krem rengi Englısh Home peçeteliğimde yine sprey boya ile beyaz olup mutfakta günlük kullanılmaya başlandı.

Aylar öncesinden mutfak masasının üzerine eşimin raf yapmasını ve baharatlarımın kolay kullanılmasını planlamıştım. Hafta sonu ilham geldi ve aspiratörümün doğal bir raf olduğunu fark ettim. Şimdilik 5 olan bu kavonozları 12 adete çıkarmayı planladığımdan çok büyük kavonozlar seçmedim. Hazır aldığımız pıngju ve ajvar soslarının kavonozları bu sayede değerlendiler. Raf sistemine para harcamaktanda kurtuldum:) Kapaklar gül desenli tüllerle de kaplanınca gayet de içime sindi.

Bir kaç aydır üzerinde çalıştığım ve son aşamasını bulan kilerim:) Beni çok ama çok mutlu eden görüntüsünü sizlerle paylaşmak istedim. Karenin içine evdeki en sevdiğim objenin de girmesini sağladım. Bizim için girişte telefonlarımızın, çantamızın ve araba anahtarlarının fırlatıldığı bir bejyer olsa da annemin ev hediyesi olduğu için çok seviyorum.

Bu arada yerde duran benim tartım. Sizlerden uzak kaldığım bir ay süre ile beni eksi 5 gösterdiği için ona teşekkür ediyorum:)

Sadece kahvaltı için gittiğim İkea’dan illa bişey almadan çıkmayacağımı garantileyen biberlerim çok şirinler değil mi? Sulama konusunda çok bilgisizim. Bir bilgisi olan varsa ne olur yazsın.

Benim evde onlarca kullandığım saklama kapları, tahmini 15-20 tane vardır. Büyüklü küçüklü her yerde kullanabileceğiniz bu kutuları ben bu rafımda dergi ve yemek kitaplarımı saklamakta kullandım. Rafları toplamak ve düzenlemek için iyi fikir olduğunu düşünüyorum..

Annemin yıllardır emektarı olan dikiş nakış kutusu , benim çeyizimle bana emektar olmaya gelmişti:) “Kıymetini bir sen bilirsin” dediği için ona gözüm gibi bakıyorum. Dağıldıkça toplamak çok hoşuma gidiyor. Pazar günü köşe bucak toplama serüveninde o da nasibini aldı..

Mutfağımın beni  mutlu eden en son hali. O ve evin diğer köşeleri de Ramazan’a hazır. Dün akşam eşimle birlikte en değerli misafirimiz gelecekmiş gibi evimizi hazırladık.  Ben de bir o kadar hazırım. Dün akşam namazıyla hoş geldin demenin heyecanı bu akşam eşle baş başa açılacak iftarın tadı ile bir başka artacak..

Neden Yazmıyorsunlara :)

O kadar çok fazla neden yazmıyorsun sorusu geliyorki, biliyorum günlük güncellemeyi çok ama çok özlediniz. Bende öyle.. Yemek yemek doymaktan ötedir bizim evde. Eşle buluşulan çok özel bir andır. Hayatın temposundan kurtulup evde buluşabilmenin şükürleri arasında oturulan sofralardır.

Yaz geldiğinden beri bizim evde bu tarz sofralar kurulmaya başladı. Arada patronumun (babamın:), ofisin benim evime yakın olması sayesinde iş çıkışı tek yaptığı ziyaretleri ile üç kişilik sofralar da kurmaya başladık. Bu sofrada o sofralardan biri. Resim eşimin telefonuyla çekildi. Hem resmin hemde benim kusuruma bakmayın ne olur:) Siz bu sofradan bu akşam hazırlarken bende size yarın vereceğim ufak ama çok özel bir püf noktalı tarifin hazırlıklarını yapayım..

 

 

Ses 1, 2, 3 :)

Ses veriyorum burdayım:)

Elhamdülillah nihayet evim yoluna girdi:) Ustanın biri girip biri çıktı sevimli komşu köpeğinin sayesinde..  Temizlenen her yerin yeniden temizlendiği bir ev oldu. Bu sofrada uzun bir aradan sonra eşle yenen yemeğin resmidir. Sofrada sadece çeri domates ile yaptığım melemen ve bir konserve balık var. Ama bize çok özenilmiş sofradan daha güzel geldi. İkimizin aynı anda “kendimi eve yeni taşınmış gibi hissediyorum” dediği an. Tevafuk eşimle aynı şeyi düşünüyormuşuz.

Bir hafta önce evin bu hali beni çok mu çok kızdırıyordu. Aşırı düzen hastası ben, onca işin arasında birde duvar kağıdını değiştirince ev bir anda savaş alanına döndü..

Duvarımızın son hali. Siyah kağıdımız beni ilk taşındığım günden beri huzursuz ediyordu. Odayı kısaltan ve karartan havası çok şükür tarih oldu. Birkaç sandayle ve şimdi hiç kullanmasam da sırf  resim çekmek için koyduğum çiçeklerin yerine güzel bir kaç süs eşyası almaya geldi. Sadeliği çok seviyorum tamam da biraz abartıyorum! Bir kaç parçadan bir şey çıkmaz değil mi?

Resimler bahçemizden..

 

 

 

Kumbara..

 

İlkbaharın en güzel ben geldim deyişlerini, ağaçların dallarında şahit oluyoruz. Bize her mevsimi birer nimet olarak Gönderen’e hamd ediyoruz..

Geride bir kışı daha bırakmamız ve bir bahara daha merhaba demeye nasip olmamız adına şöyle gözden geçiriyorum kendimi. Son beş yılımın en yoğun kışını, en çetrefillisini yaşadık diyorum. Türlü türlü dert sandığımız sorunları atlattık diyorum.. Çeşit çeşit imtihanları, türlü türlü problemleri çözümledik diyorum..

Bir yaş daha yaşlandık, ömür hazinemizden bir kış daha tükettik diyorum.. Bana biçilmiş bu fani hayattın bir kısmını daha atlattım diyorum..

Masamda duran şirin kumbaram geliyor aklıma .Önümüzdeki kurban için zorlanmamak adına bu sene bu kumbaraya arada elime geçen birkaç kuruşu attığım geliyor aklıma.. Gelecek sene için elimdeki tek kalan bu kumbara diyorum..

Sonra bu kumbara bana ilham oluyor ve kendime bir kumbara daha yapmayı planlıyorum. Kendimde gördüğüm eksikleri düzeltme ve fani hayattan ebedi hayata birikim yapmak adına..

Bu keyfi dünyanın güzellikleri ile sarhoş olurken, tahkiki imanın neresinde olduğumu sorgularken kendimi ayıltabilmek için birkaç ders çıkarmam ve sonuçlarını bir kumbarada biriktirmem gerektiğine inanıyorum..

Benim, nefsimin bu kumbaraya birikim yaparken terbiye olacağına inanıyorum Allah’ın izniyle. Besmele ile başlanan her işin hayra dönüşeceğine inandığım kadar inanıyorum başaracağıma. Ve elimden geldiği kadar kumbaraya atmaya çalışacaklarımı hep birlikte yapalım diye burada paylaşmaya başlayacağım.

“Allah namına ver, Allah namına al, Allah namına başla” düsturuyla besmelesiz hiçbir iş yapmamak adına kendime bu haftayı bol bol besmele üzerine yazılar okumayı hedef koydum. Evde görebileceğimiz kimi yerlere hatırlatıcı olması adına besmele yazıp asmaya karar verdik.

En kısa zamanda okuduklarımdan çıkardıklarımı paylaşınca besmeleyi şimdiye kadar hakkıyla hiç çekmediğimi düşünmeme nelerin vesile olduklarını da anlayacaksınız. Bildiklerimi sorguladıkça acizliğimi ve fakirliğimi fark ediyorum..

Yarınki Tarif : Patlıcanlı Ezme

Benden..

Bir kaç gün evveldi, belki de bir hafta oldu.. Bir izleyicim sormuş bana, izleyicim diyorum takip etmesinden tahmin ediyorum.. Soru aynen şöyle bu kadar fazla yapıp yiyerek nasıl kilo almıyorsunuz? ”

Hayatımın hiç bir anında sıfır beden olmadım, ama fazla kilolu da olduğumu da düşünmedim. Önemli olan hayatımızın her safhasında rehber edindiğimiz iktisadı, sofrada da yerken uygulamak. Fazla yemenin de bedene yük ve israf olduğunu bilmek. Sporu arada da olsa hayata sokabilmek. Devamlı yapabilmek en doğrusu. Lakin bu tempolu hayatın olduğu bu “ahir zamanda”, zamanımı başka şeylerde kullanmak bana daha evla geliyor. Yaş 30 olunca dünyalık işlere ayrıdığınız zaman size biraz boş gelmeye başlıyor. Bekarsanız ve durumunuz musaitse hobilerinize yüzmeyi ekleyiniz. Ben bekarlıkta uzun yıllar yaptığım bu sporun faydasını çok gördüm. 

Sözlerine bu sorudan sonra devam etmiş, sevgili izleyicim: “yaptığınız tamamen aç gözlülük, başka bir şey değil, öyle değil mi?”

Bu yazımı asla kendimi savunma adına yazmıyorum. Yaptığım işlerin doğru olmadığını hissedersem verdiğim emeğe acımadan ben kesip atarım. Madem bir soru var bana da cevap hakkı doğmuş diye düşündüm. Son bir haftada : 4 adet baton kek pişirdim. Biri yukarıda görüldüğü gibi yeni erkek bebeği olmuş komşuma lohusa hediyesi idi. Diğer 2 kekde sahiplerini buldu elhamdülillah. Biri ise dondurucuda cumartesi gideceği yeri bekliyor. Bir tepsi haşhaşlı revani, bir tepsi şerbetli kurabiye de gideceği yerlerine ulaştılar çok şükür. Bunun yanı sıra bir tencere böreği, kadayıflı muhallebi ve tarifini vereceğim bir tepsi karnıbahar graten yapıldı bizim mutfakta..

Bir ayı aşkın süredir akşam yemekleri yapmıyor ve yemiyoruz. Lakin son bir haftada bu kadar çok şeyin pişmesi, Rabbimin verdiği nimetlerin benim elimde sadece bir görüntü kazanması ve size sunulmasına birer vesile. Ben sadece aracıyım. Ben sadece bana nasip olan nimetleri çok da sevdiğim bir uğraş olduğu için birer şekle sokuveriyor ve sizlere yardımcı olması adına burada sunuyorum..

Yıllardır bilfiil çalışma tempoma, okul hayatıma ve şuanda kalabalık aile olmanın verdiği ekstra sorumluluğa rağmen ben bunu büyük bir zevkle yapıyorum. Rabbim bizleri şükürden ayırmasın, nimetlerimizi bollaştırsın ve bizleri onların sarhoşluğundan da korusun. O verdiği sürece ben yapmayı ve burada yayınlamayı ihmal etmeyeceğim. İnşallah..

Geldim İnşallah:)

Dünyaya gelmekten çok korkuyorum,

Anne karnı çok rahat!

Annemden çok korkuyorum

Yemeğimi yemediğimde çok kızar!

Babamdan çok korkuyorum,

Okul masraflarım ona ağır gelecek!

Öğretmenimden çok korkuyorum,

Sonunda tek ayak üstünde durmak var!

Patronumdan çok korkuyorum,

Bu ay sonuda eksik maaş gelecek!

Eşimden çok korkuyorum,

Birgün beni üzebilecek!

Kayınvalidemden çok korkuyorum,

Ya bana kaynanalık yaparsa!

Evladımdan çok korkuyorum,

Hayırsız çıkarsa!

Ölmekten çok korkuyorum,

Ya suallerimin cevapları eksik kalırsa…

Muazzez

**

Dünden bugüne, ilk nefesten son nefese kadar korku gerçeği ile tanışan ruhlar..

Herşeyden korkar halde yaşarken, sonuçlarına katlanmamak adına kan ter içinde çabalar dururlar..

Asıl korkuyu, asıl sevdayı, asıl endişeyi hep sona bırakırlar..

Zaman hızla akıp giderken hiç bir korku ile baş edemiyorken yukarıda yazdığım her mısranın arasına son korkumuzu, Ölüm korkusunu serpiştirsek.. Hem korkularımız yersizleşir hemde ömür bereketlenir.. Sana bir kuyu su verilmiş,sen bir damacanayı tercih ediyorsun, yada bir ırmağı bir tas suya değişiyorsun..

Hayatta doğru tercihleri seçebilmemiz duası ile..

Not: Suriye de yaşanan olaylar yüzünden tarif yayınlamaya kısa bir ara vermiştim. Biliyorum her ziyaretinizde eliniz boş dönmek sizleri çok sıktı. Yarın sizi muhteşem bir pasta tarifi bekliyor. Bu yazımla birlikte kesintisiz burda olmaya söz veriyorum.. İnşallah!

Çalışan Ev Hanımı…

Ben bir çalışan ev hanımıyım. Sabahları erkenden kalkıp akşama iş kalmasın temposuyla çamaşırlar asılıyor, bulaşık makinesi dağıtılıyor. Kuruyan çamaşırları katlama, dağılan yerleri toplama telaşı karışıyor, günün en bereketli saatlerine.. Birer birer halledilmeye çalışılan günlük işlerin arasına akşam yenecek yemeğin malzemeleri indiriliyor buzluktan. Yanına yapılacak bakliyatlar ıslatılırken, çay suyu konuluyor eşe hazırlanacak kahvaltı için..

Elim ayağıma karıştığı bu dakikalarda kahvaltı için iki ekmekte kızartma makinesine giriyor. Hoop masaya iki bardak ve koştur koştur ütü masasını açmaya. Ne giyileceğine karar verip ütü ısınması için fişe takılıyor. En sevdiğim kısma geliniyor ve camlar açılıyor, içeriye en temiz hava sokuluyor. İşte ben o an dalıp gidiyorum camın aralığından dışarıya..

İç geçiriyorum en derininden.. Şimdi evde kalmak vardı diyorum, şöyle bir süpürge iyi giderdi bu eve, camlar ardına kadar açıkken.. Güneş en tatlısından evi ısıtırken birkaç iş yapılıverirdi, sonra çaya arkadaş davet edilirdi. Birlikte birkaç güzel şey okurduk değil mi? Sonra aylardır ödemesini yaptığım halde yarım bıraktığım sporuma giderdim doyasıya. Şöyle dışarıyı seyrederken güzelce yürürdüm, bir de yüzerdim bu iyi gelirdi bana..

Ders çalışırdım bol bol, bilmediklerimi öğrenirdim, bildiklerimi bile unuttuğum şu zamanlarda. Hatta yarım kalan yeleği örerdim birkaç sıra. Akşama eş dost davet ederdim. Eşime en sevdiği yemekleri yapar birkaç dostumu ziyaret ederdim. Ne bilim belki Eminönünden bir saksı alırdım, bir çiçek bile dikebilirdim.

Keyif yapabilirim diye emek verdiğim balkonumda bir fincan kahve eşliğinde kitap okuyabilirdim, yazı yazabilirdim, kendimi dinleyebilirdim. Tökezlemeden daha sıkı nasıl yaşanırı öğretirdim kendi kendime.

İç geçirirken bu hayallere dalarım sabahları. Sonra işe gideceğim gerçeğinin tam ortasına düşer, evden çıkana kadar bu hayalleri unutmaya çalışırım..

İşe gelirim, yığınla bekleyen işlere dalarım, unuturum kadın olduğumu, birkaç satır yazarım size, yayınla tuşuna basarım alel acele. Güzel bir mesaj alırım arkadaşımdan, arayamıyorum seni iştesin diye. O iştesin der, ben de ahh derim..

Günlerimi banka ve ofis arasından mekik çekerek bitiririm ve bu soluksuz mücadeleden sonra kendimi eve atarım. Aynı tempo eğer eve gidebilirsem devam eder. Yok uğrayacağım yerler olursa daha geç bir saatten sonra sabah kaldığım yerden kurulmuş bir saat gibi devam ederim.

Ben bir çalışan ev hanımıyım.

Fıtratımın zıttını yaşıyorum. Kariyerde yaparım, hanımlıkta yaparım yalanını söylüyorum her sabah kendime…Oysa bana bahşedilen bu değil, iki elma yarısının bir parçası gibiyim. Bir elmanın verdiği lezzeti yarım elma verebilir mi?

Bölük pörçük yıpratarak, özümüzden kaybolarak daha hırsla savaşıyoruz kendimizle.. Rızkımız bizlere doğuştan verilmişse eğer bu mücadele niye. İktisatlı yaşamayı bilmediğimizden, her şeye sahip olma derdindendir diyorum kendime. Bize yetinebileceklerimiz O’nun eliyle verilmişken daha fazlasını istediğimden dir diyorum. Yada bana bir şekilde kadın ayakta durmalı, erkeğe muhtaç olmamalı düşünceleriyle çırpınıyorum bu iş hayatında..

Evet biliyorum ayakta durması gereken hanımlarımız da var, sözüm yok benim onlara. Sözüm yetinemeyip fazlasını isteyen ve iktisatlı yaşamayı bilmeyen nefsime..

Çalışan ev hanımı olmaya mecbur bıraktığım nefsime..

Yer Sofrası..

YER SOFRASI

Bütün gece ayrı kalan bedenler, bütün gün ayrı kalan yüzler sofrada buluşur. Çalışan evin insanları sofrada özlem giderir sabahın nurunda ve akşamın edasında. Bu denli önemlidir sofra, yenen lokmalara bakılmaksızın geçirilen vakittir en kıymetli olan..

‘Yer Sofrası’ da sofranın gerçek ve en doğal halidir. Modernite belasından uzak, en samimi şekilde buluşmanın temsilcisidir sanki.. Kulağıma çocukluğumu fısıldar. Çok iyi hatırlarım o yılları, evin girişinde büyük bir ‘sofa’mız vardı. ‘Soba’nın bu ‘sofa’da yanmasıyla neredeyse çoğu zamanımız burada geçerdi. Dili olsa da konuşsa..

Sahurlarda uykumuz dağılmasın diye ışık açılmaz mutfaktan vuran loşlukla kurardık bağdaşımızı, o sofranın etrafına.. Annem küçük tüpe atardı sacını, çevirirdi lavaşını. Biz sofranın etrafında, o pişirme sevdasında.. Her gün ne pişirsem merakında, yer sofrası kurma telaşında..

Masa geldi kalktı yer sofrası. Küstü bize gözü yaşlı. Atıldı bir yere gözü kara.. Bunca yıl verdiği emekler düşünülmeden ziyan edildi birer birer. Hiç olmamış sayıldı. Geldi yerine yüksek sofralar, verdik onlara güzel adlar.

Yüksek masalar sayesinde çömelmez olduk. Yer sofrasından kurtulma sevinciyle dik dik oturduk. En kibar şekilde yedik yemeklerimizi, telaşımız oldu çatal kaşıkların konuluş şekli. Gitti bakırlar geldi çelikler, olmaz olsun bu eskiler.

Oysa hiç düşünmedik, resmiydi masalar. Nerde o omuz omuza diz dize yediğimiz sofralar. Kırar dizimizi otururduk, kalkamazdık kolay kolay. Minik bir sofraya sığmazdı ayrı ayrı tabaklar, kaşıkla buluşurdu o güzelim tabaklar.

***

Çocuklarımıza öğretmek adına güzel alışkanlıklarımızı uygulamak ve uygulatmak gerek. Yer sofrasının dizilerdeki gibi ilkellik ve fakirliğin simgesi değildir. Oysa fakirlik bir ilkellik değildir. Yer sofrası hem de güzel bir sünnettir.. Ben yer sofrasının bereketine inanırım. Az seçeneğin sığmasından ötürü, tasarruflu bir masa ve az yemeklerle doyulabilen bir kültür. Mutfağımızda 6 kişilik bir masaya aldırış etmeden, sırtımızı salondaki masaya çevirek oturuyoruz biz yer soframıza. Yaklaşık 7-8 aydır hafta içi olabildiğince diz dize oturuyoruz eşimizle.

Çorbamız sıcak, gönlümüz sıcak, soframız hepten sıcak..

Selam ve muhabbetle..

Sevgililer Günüm Kutlu Olsun!

Bugün benim sevgililer günüm, 15 şubat gününü Sevgililer Günü ilan ediyorum. Sevdiklerinizi en çok özlediğiniz gün siz onu daha fazla düşünür ya da daha fazla sevdiğinizi hissetmez misiniz? Özlediğinizde, hasta olduğunda, kederli gördüğünüz zamanda onun üzerine daha fazla titremez misiniz? Bu ister evlad olsun, ister anne-baba, isterse eş, hatta bir dost bile olabilir.

Bugün eşim iş seyahatinden dönüyor ve ben ayrı kalınan gün adına ona daha da özel yemekler hazırlayıp, benim için ne kadar kıymetli olduğunu hissettirmek istiyorum. Bu dünde olabilirdi, lakin dünde olsaydı sadece ben böyle hissettiğim için dün olmuş olurdu. Takvimler 14 Şubat Sevgililer Günü diye yazdığı için değil.

Üzerlerine düşmemiz ve onlara özel olduklarını hissettirmek için tek bir günü beklemiyorsak sorun yok, 14 Şubatımız kutlu olsun. Yok öyle değil de sırf herkes kutluyor o da üzülmesin diye, görenek belasıyla kutluyorsak ne olur Şubatlar 13 çeksin:)

Not: Resimdeki çiçekler sizi bayacak kadar çok resme misafir oldular demiştim hatırlarsanız:) Yarın daha önce söz verdiğim Pastırmalı Ispanaklı Böreğin tarifini vereceğim, inşallah. Bu sefer sözüm söz:) Mızıkçılık yok:)

Akıp giden zaman..

Hepimiz evde kek çırparız ya hani, kabın sonunu kek hamurunu israf etmemek uğruna iyice sıyırırız. Ya da çikolata kavanozlarını neredeyse temizleyecek kadar iyi bitiririz. Patatesi en ince şekilde soymayı, kalan bayat ekmekler bin bir çeşit şekilde kullanmayı çok iyi biliriz.

Artan poğaçaları ya tost yaparız, ya da deniz aşırı seyahatlerde gemide martılara yem yaparız. Kalan sebzelerle türlü yapmayı icat etmiş bir milletiz. Ucuz iken sebzelerle konserve yapıp iktisat yapmayı hesaplamış, israfı sevmemiş biz.

Tabakta kalan yemeklerin arkamızdan ağlayacağına inanmış, taa Afrika’da ki kardeşlerimizi düşünmüşüz biz..

Daha yazılabilecek onlarca şey var ben uzatmayayım. Bunca israftan kaçan güzel bir milletin hanımlarıyız biz. Lakin son aylarda (itiraf olsun bu bana) israfın en kralını yapıyor olmak benim bedenimi, ruh sağlığımı içten içe mahvetti.

İsrafı sadece mutfakta saymak, tıpkı yere düşen ekmeği nimet diyip hemen kaldırmamıza benziyor. Oysa minik bir maydanoz yaprağı bile ezilmemesi gerekecek kadar önemli bir nimettir.

Zaman da tıpkı bu nimetler gibi israfı hiç mi hiç hak etmeyen en kıymetliler arasındadır. Vakitlerimiz bizlere verilmiş en değerli altınlardır. Şeytanın vesveseleri ile bu kıymetli altınları harcamak tıpkı zehirli bir bal gibi lezzet vermiştir bize.

Bu kıymettar nimet olan zamanın en değerlisi ise sabahlarıdır. Onun içindir ki diğer vakitlerin arasına birde kuşluk namazı hediye olarak verilmiştir bizlere..

İşte ben birkaç aydır bu kıymettar sabah vakitlerini katledercesine harcamış bulunmaktayım. Sabah namazından sonra uyumanın hatasına düşmüş kendimi ve vakitlerimi israf etmişimdir. Hayatımı en olumsuz yönde etkilenmesine ve işlerimin birikmesine sebep olmuşumdur.

Derin bir tövbe çekip, bir müslümanın arada dağılma lüksü olmamasını bildiğim halde bunu kısa bir mola saymış ve bu haftayı yeniden bir toparlanma seçmişimdir. Üsteki resim de benim birkaç aydır yapmadığım kahvaltının resmidir. İşyerinde fazla yorulmayı bahane edip bir parça daha uyumanın zehirden başka bir şey olmadığını yeniden hatırlayışımdır. Sabah ışıklarıyla eşle yeniden bir kahvaltı..

Oysa sabah yapılan her işin hayrını bilir ve buna göre hareket ederiz değil mi? Sabah namazıyla işe erkenden yola çıkanlara zorunlulukla dahi bunu yapabildikleri için gıpta ile bakıyorum. İşyerimin bu denli yakın olması belki de benim için bir imtihandır dedim..

Eşimin birkaç ay sonrası hafta içi erkenden kahvaltı etmesi sonucu “çok güzel bir sabah oldu” sözüyle çok mutlu oldum ve günümün her anı hayra dönüştü. İki namaz vakti yapılan her güzel işin hayra-ibadete dönüştüğü gibi..

Eşim şu hadis-i şerif doğrultusunda yaşamayı hatırlattı bana bu sözleriyle:

“En güzel dünya nimeti, insanın sahip olabileceği nimetlerin en hayırlısı: Zikreden dil, şükreden kalp ve insanın iman doğrultusunda yaşamasına yardımcı olan kadındır.”

Sizlere güzel bir hafta sonu diliyorum. Haftaya kendime yeni şeyler katarak başlamak istiyorum. Güzel alışkanlıklarımız arada da olsa terk etmek devamlı hale gelmeden, fark ettirmeyi nasip ettirsin rabbim. İnişler en yüksek çıkışlarımız olması duası ile..

Hayırlı cumalar..

Not: Yukarıdaki resimler güne erken başlanınca yapılan kahvaltı ve anneye yapılan 3 kekin anısına çekilmiştir.

Yolun yarısı..

Bir sıra verdiler bana,

Payıma neresi düştüyse.. Kimimiz önde kimimiz ortada, kimi ise sağda. Ben bana layık olan en güzel yere düşmüşüm.

Zilin çalmasıyla sınav başladı. Hiç çalışmamıştım. Lakin sanki yılların birikimi varmış gibi içimde birçok şeyi bilircesine başladım sınavıma. Zor bir sınav. Her telden soru var, kimi soruların içinde cevapları bile var. Bu denli kolay ve zor yani..

Ama ben sıramı beğenmedim. Önce sıranın rengine takıldım kaldım. Zil çalmış sınav başlamış, umurumda mı? Çıkardım bir kutu boya, başladım boyamaya. Beğenmedim! Tutmadı bu renk sırada. Doğal değil ya kolay olmadı boyamak. Başladım zımparalamaya ve yeniden boyamaya. Tamam dedim bu içime sindi. Sonra baktım epey vakit ilerlemiş. Çıkardım kalemi silgiyi. Yok yok öyle durmaz bunlar. Bunlara bir kalemlik şart. Birkaç kişinin sırasına göz diktim. Kiminki çok güzel saatlerce kararsız kaldım. Sınav kimin umurunda ki geçen vakti görsüm gözüm. Başladım sırayla tüm kalemlikleri denemeye..

Sınav sırasında acıktım susadım. Harcadım bir güzel vaktimi ne yemem ne içmem gerektiği telaşına. Sınav süresi belli aslında topu topu 3 saat. Başta öyle uzun geldi ki gözüme bitmez bu 3 saat dedim. Lakin yolun yarısını etrafımı güzelleştirme derdiyle harcamışım. Telaşla yolun yarısında başladım sınava. Bu telaş beni sınava konsantre olmamı engelledi. Of çektim, ne yapacağım ben. Gözüm aynaya takıldı. Sınava başlarken ne kadar güzeldim, dağılmışım bu boyama, güzelleştirme işlemlerinde. Kendimi  de süslemeliyim.

Aldım aynayı karşıma bir yarım saat çeki düzenVakit akıyor. Baktım sorulara göz ucuyla. Öyle sandığım kadar zor değil. Hatta baştan çözseymişim, etraf kendiliğinden güzelleşecek bende böyle dağılmayacakmışım meğer..

Çok enteresan 3 yanlış 1 doğruyu da götürmüyor muş. Ne güzel. Kazanamama korkusu veya kazanma derdiyle başlamayınca kolaylık derecesini fark edememişim. Hayıflanma süresiyle geçen bir 20 dakika daha. Son 40 dakikaya girince bir yorgunluk, ateş, ağrı başladı bende. Geç kaldım dedim. Şimdi de iyi hissetmiyorum kendimi. Ha gayret çözüyorum birkaç soruyu, alel acele, yarım yamalak. Sınav bitiyor dua ediyorum hoca iyi niyetiyle sözlü notumu yüksek tutsun diye..

Hani o kadar çalıştım sınav sırasında, güzelleştirdim, güzelleştim. Arada da olsa sınav korkusu yaşayıp strese girdim. Mukafatı olur her halde. Belki bir şans daha verir. Verir mi…

***

Bu sınav içindeyim ve yolun neredeyse yarısına geldim. Dünyaya ilk gelişimle başlayan bu sınav beni günden güne ölçüyor. Ve bana sınavımı kolaylaştıracak bin bir türlü güzel nimetler veriyor yaradan. Süre hızla ilerliyor. Ben ehli dünya için çalışmaya devam ediyorum. Karar verdim daha fazla tevekküllü olacağım ve duaları sıklaştıracağım.. Ve unutmayalım ki soruları çözerken yaptığımız her şey birer ibadete dönüşüyor. İki namaz vakti yememiz gülmemiz bile bir ibadet oluşu gibi..

Hayırlı Cumalar…

Not: Üstteki resim kız kardeşime hazırlamaya başladığım kurabiyeler ve masamdan bir kare..

Bu Aralar Ben..

Acı kayıplarımız ve yaşlılarımızın sağlık problemleri yüzünden bu sıralar ben kendime pek gelemedim. Bu kare fotoğrafta dün akşam ofiste arkadaşımla yaptığımız iftar sofrasından. Ziyaret edenler için elleri boş dönsünler istemedim:) Ofiste yemek yeme alışkanlığımız hiç olmadığı için oruç sayesinde dolapta bulunan salata ve meyveler ile gayet güzel doyabileceğimizi keşfettik. Günler kısa iken sizlerde değerlendirin..

Bugün benim doğum günüm. Kendim pasta yemeği düşünmüyorum ama sizlere pazartesi günü, çarşamba günü için yaptığım pastanın tarifini vereceğim.

Hepinizin Cuması hayırlı olsun..

Güzel mi güzel bir hafta sonu tatili geçiresiniz..

Not: Hani şu şeker ve biber koyduğum minik mavi porselenler varya benim 15 yıl önce Yalova’da yazlığımız olduğu zamanlar aldığım şeyler. Maviyi hiç sevmeme rağmen niye aldığımı bilmiyorum. Bir an sevmeye başladım. Ben bunları eve mi götürsem..!

Öylesine..

                                                                                  

Sabah kahvaltı ederken düşündümde :

Parmağımı keseli dün akşam tam bir hafta oldu.. Hala sızlıyor. Sanki yüreğim orda atıyor.. Zihnim heran orası için çalışıyor.. Başım, boynum, gövdem, bacaklarım, ayaklarım, kollarım, hiç birinde değil yanlızca baş barmağımda. Üstelik baş barmağın tamamı da değil,  sadece 10 da birinde..

Her hastalandığımda veya başıma bir musibet geldiğinde ne kadar şükürsüz olduğumu hatırlarım! Sanki o zaman içinde yaşadığım musibet, hastalık, keder çok muazzam-enterasan bir olay gibi gelir..

Şunu hiç düşünmem; Sağlığım, huzurum, aklım, zekam, kabiliyetim, varoluşum, annem, babam, eşim, dostlarım, koşmam, yürümem, tek ayak üzerinde durmam, öksürmem, ağlamam, hapşırmam, kahkaha atmam, işe gitmem, gelmem, okumam, yazmam, bakmam, duymam, uyumam..

Bunların hepsi tek başlarına birer mucize..

Tıpkı, yüzyıllardır uzayda gezegenlerin bir milim şaştıklarında dahi kıyametin kopabileceği halde, şimdiye dek kıyameti yaşamamız gibi..

Hayal ve gerçek..

 

Rutin işleri hafta başından yapıp kalan haftayı kendim için iyi değerlendirmek istediğimden, öğleden sonra ofisimden ayrıldım. Postane, 2 banka ve ufak bir alışveriş telaşı benim 3 güzel saatimi almıştı. İşten erken eve gitmem gerektiği için koştururcasına yapılanlar, üzerimde stresli bir hal yapmıştı.. Banka kartlarımın bulunduğu cüzdanı masamda unutup, numaratörden normal müşteri numarası almak; kendimi saatlerce Age Of Empıres’te (strateji oyunu) çiftlik kurup, level atlayamadan düşmana yenilmiş gibi hissettirdi. Bankada bile sınıf farkını yaşadıktan sonra, postanede doldurulan 2 sayfalık minik kutucuklara yazacağım kimlik bilgilerim beni bekliyormuş (bir daha bu tarz formlar önüme gelirse okuma yazmam yok deyip, parmak basıp çıkacağım).

Of-puf lar eşliğinde ofise dönerken yeğenimi aradım. Dün diğer halasının aldığı, benim göremediğim bebeğini bana anlatırken “macec hala, bak bebeim” derken telefonu bebeğe tutup göstermesi, bununla benim bebeği görmemi hayal etmesi bana kaldırımda derin bir nefes aldırttı.. Ve düşündüm:  Lamia en güzel yaşında ve halasının en iyi ilacı olabilir..

Vaktimizin zekati yerine geçeceğine inandığım için, hayat telaşı içinde de olsak, sevdiklerimize daha fazla vakit ayıralım. Bize güç ve can vereceklerdir.

Sevgi ve muhabbetle..

Kırk Yıl..

Benim için üsteki resim bol Hatır’lı oldu. Eşimin iş arkadaşlarından gelen kahve ve Bosna Hersek’ten aldığım fincan takımı, kırk yıl hatırımdan çıkmayacak gibiler.. Her kullanımda bana Bosna Hersek seyahatimi hatırlatacağı için tüm tur arkadaşlarıma ve kahve için (öncelikle Arzu Hanım ve Elvan Hanım’a) eşimin tüm iş arkadaşlarına burdan teşekkürü borç bildim.

Osmanlı mutfağının baş tacı olan bu içeceğimiz, Kanuni döneminden günümüze kadar uzanmaktadır. Yerini ne kadar farklı Avrupa kahveleri almaya çalışsa da; Avrupa’nında kahve kültürünü Kanuni döneminden aldıklarını unutmamak lazım.

Osmanlılar o kadar nezaketlilermiş ki kahvenin yanında su eksik etmezlermiş. Eve gelen misafir toksa kahveyi alır, açsa suyu alırmış. Kahve alınırsa yanında tatlı ikram edilir; su alınırsa hemen sofralar kurulurmuş.

Kahve içmeyi de, kahvenin bu güzel inceliklerini de yaşatmak için olsa gerek, kırk yıl hatır yüklemişler. Ecdadlarımız keyiflerimizi bile birer incelik sanatına çevirmişler.

Bizden sonraki nesillere bıraktığımız değerlerin ebedi yaşaması duası ile..