Köy kahvaltısı köyde yapılır, Cumalıkızık Köyünde yapılır..

Üstteki resim şimdiye kadar çektiğim resimler arasında en güzellerinden biri olarak düşündüğüm, en beğendiğim evler arasına girdi .. Cumalıkızık Köyü’nün en güzel özelliği taş evlerin hiç uğramamış olması. El değmemiş bir harika diyar olması sayesinde Kınalı Kar ve Yeşeren Düşler dizisinin çekim mekanları olmuş..

Ahşap evlerin arasında size köy kahvaltısı için gülen yüzler “Hoşgeldin” derken, biz yağmur yüzünden hafta sonu kahvaltısının kötü geçeceğini sanarak boşa üzüldüğümüzü geç anladık..

Çünkü Cumalıkızığın en doğal hali yağmur’un sesinin karıştığı haliymiş. Yazlık spor ayakkabılarımdan içeri süzülüp ayaklarımı ıslatan yağmur bagajda 3 yedek ayakabı taşımamın güzel fikir olduğunu öğretse de ben halimden son derece memnun ve mesuttum..

Osmanlı’nın Bursa’da ilk yerleşim yeri olan Kızık köyleri birer dağ köyleridir.Bunlardan bir tek doğal haliyle Cumalıkızık Köyü ayakta kalmıştır.Cumalıkızık Köyü Osmanlı döneminin konut dokusunu günümüze en doğal hali ile taşımaktadır…

İsmini Osmanlı ele geçirdikten sonra ilk Cuma Namazını kıldığı için aldığı söylenmekteymiş. Bana çok ilginç gelen diğer köylerin isimleri ise : Fidyekızık (Fethikızık), Hamamlıkızık (Hamlı Bey), Dallıkızık (Dal Bey), Bayındırlıkızık( Byındır Bey),Derekızık..

Hafta sonu İstanbul’a 3 saat uzaklıkta.. Görmeye kesinlikle değer. Ilık ilkbahar günlerinde. Şansınız varsa bizi gibi yağmura gelir, yeşilliğin kokusunu içinize çekersiniz..

Köyün el değmemiş bu güzel ve şirin evlerinde gerçek köy ürünleri ile kahvaltı etmek mümkün. İster sedirde, ister yerde, isterseniz balkonda masada, isterseniz avlu (bahçe) da..

 

Papatyalar bana ezan okunurken dua eden elleri anımsattı..

Son zamanlarda en güzel vakitleri geçirdiğimiz arkadaşlarımızın kızları Beyza.. Ben hadi teyzecim birtane kiraz al derken sırf resim çekmeyi kast etmiştim oysa. Amacım köyün doğal kirazıyla teyzelerimizden alınan kirazı resmetmekti. Kirazı yıkanmadan yese de en güzel karalerim yine Beyza ile oldu.. Kocaman bir Maşallah..

 

Gözlemelerimiz biz balkonda kahvaltı ederken usta ellerden çıkıveriyordu.. Ben tabaklara hayran kaldım, ya siz?

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Eşim vapurda martılara ekmek atarken. Yüzlerce resim çektim ama sizi sıkmamak için bir kaçını yayınlamak istedim..

Vefa Bozası & Edirne Gezimiz..

Bozacııı diye bizi uyandıran sesler yükselirdi sokaklarımızda, tıpkı “Bohçacı Geldi Hanııım” gibi.. Bu seslerle büyümeyen yoktur aramızda. Bizden sonraki neslin mahrum kaldığı sokak satıcıların eve vuran o iç gıdıklayıcı sesi. Şimdilerdeki gibi gıda boyası, jelatin derdi olmadan Osmanlı Macunlarını seve seve götürürdük mideye. Leğenciler vardı. Eskiyen kıyafetlerin yerine aldığımız pembe bir leğen. Belki sıkı bir pazarlık sonucu yanında  birkaç mandal. .

Leblebi tozu vardı her seferinde içimizi yakıp kavuran. Saatlerce öksürüğe rağmen seve seve katlandığımız leblebi tozları. Şimdilerde bulmamız imkansız o muhteşem lezzet. Düşünüyorum da evde bunu yapmalıyız, tatmalı çocuklar bu muazzam hatırayı..

Bizim bir bakkal amcamız vardı her şeyde kazıklardı bizi. Annemin memur hanıma yakışan idaresi sayesinde bakkal amcamızın pahalı olduğu kanıtlanmıştı. Neye göre, kime göre olduğu önemli değil. Annem öyle dediyse öyle..

Eve giren düzenli maaş sayesinde elhamdülillah hiç aç kalmadık, ama aç kalanları ve aç kalma ihtimalimizi o küçük yaşlarda aşıladık beyinlerimize. Ekmek kırıntıların arkamızdan ağlayacağına gerçekten inandık. Sorgulamadan, şüpheye düşmeden inandık. İsrafı farkında olarak ya da olmayarak öğrendik.

Şimdilerde hala arkamdan bir şeyler ağlar düşüncesi ile artık, kalan ürünlerle dolu dondurucum. Ona katarım, buna sıvarım diyerek minik minik paketler hazırlıyorum hiç farkında olmadan. Anlıyorum ki ben annemin kızıyım.

Dün sabah bir kase yoğurtla kahvaltı yapıp işe gelmem yüzünden tezgahta unuttuğum, kendi mayaladığım yoğurt ekşiyince eşime dönüp olsun mayhoş bir çorba yaparım dedim. Çorba mevsimi geçti hanım dedi. Akşamdan bu saate kadar düşünüyorum başka ne yapabilirim diye? :) Bulamadım, ben çorba yapacağım. Olsun dedim lohusa bir komşum ve 3 aylık bebeği olan kardeşim ne güne duruyor dedim.. avuttum kendimi..

Son günlerde epeyce çok sofra kurdum, epeyce yeni lezzetler denedim lakin hiç fotoğraflayamadım. Hatta son zamanlarda mutfağımla çok barışık olunca hızımı alamayıp uydurduğum tarifler bile oldu. Yeniden deneyerek resimleyeceğim inşallah.

Bu aralar eskiye olan özlemim depreşti. Hatta dün arkadaşlarıma misafir olmak için gittiğim Başakşehir  Sular Vadisi bana çok iyi geldi. Eşimle kısa bir huzur turu yapmamız vesile oldu çok şükür. İnsanların yürüyüşlerine şahit oldum. Bir çoğu ev hanımı, çoluklu çocuklu insanlar. Gıpta ettim. Ne güzel bir meslek dedim şu ev hanımlığı. En zoru en çetrefillisi.  Bir birey yetiştirmek ve onun her anında yanında olmak. Ona her halinle örnek olmak…

Yaşıyor muyuz dedim. Tüm ailenin yüksek yüksek binaların tepesinde yaşıyor olması, ofisi de bir plazaya taşımamız sonucu binaların arasında ne kadar sıkışıp kaldığımızı fark ettim. Küçük bir kasabaya yerleşme hayallerim yeniden depreşti. Tüm kasabayı tanıyabileceğimi düşledim. Her gün birine misafir olmak ve misafir etmek..

Başakşehirde yüksek binalarda olsa bana mahallemizi hatırlattı. Hayat kokan o dar sokaklı eski mahallemizi. Mahallesi ile yaşayan insanları, küçük bir kasaba gibi..

Oradan ayrılınca canımız hiç eve gitmek istemedi, kapısından içeri girerken bile sorgusuz giremediğimiz, değerli madenlerde yaşıyor hissi uyandıran her yerde ki şifreli kapılar ardından geçmek istemedik..

Eşim annemle boza içme planı yapınca gece yarısı annemi arayıp yatağından kaldırıp aşağı inmesini söyledik. Babam ve kız kardeşimi uyandırmadan sessizce bize takılan annemle İstanbul turu yapıp hatta ve hatta tüm boğazı, tüm sahili bir baştan bir başa iki saatte turlayıp galata köprüsünden yürüyerek geçmemizi sağladı eşim. Bir türlü boza içirmedi ama:) Bende dün akşamın anısına eski resimleri yayınlamalıyım dedim. Biz dün akşam gidemesekte, Fındıkzade de yaşadığımız yıllar uzun uzun boza keyiflerimiz olmuştur. Siz siz olun yaz gelmeden bir gidin derim.. Unutmayın arabada keyif yapmak isterseniz, arabaya servis te var..

Boza nerede içilir diye sorarsanız:

Vefa Bozacısı, Gıda Maddeleri San.Tic.A.Ş.
Vefa, Katip Çelebi Cad. No:104/1
34470 İstanbul-Türkiye
Tel:+90 212 519 49 22 Fax: +90 212 512 90 54

Boza nasıl içilir diye sorarsanız, leblebi ile derim..

4 Mart 2012 Edirne Gezimizden..

Edirne gezimizi yapalı epey zaman olmuş ben yeni yayınlamaya fırsat buluyorum. Aslında epeyce gezi fotoğraflarımız var elimizde, kısmetse teker teker yayınlayacağım..

Eşimin çektiği bu ve

bu fotoğraflar en sevdiklerim arasında.. Selimiye cami.. Bir kaç saatinizi camide geçirebilir o atmosferde manevi dinlenebilirsiniz..

Meriç köprüsü üzerinde Edirne buram buram kokarken.. 10 dk lık bir tur yanlızca 5 tl..

Meriç köprüsü üzerinde seyir balkonu. Bakımsızlığına ve hor kullanılmasına rağmen resmetmeye değer buldum. Tarihimize sahip çıkmanın anlamını bilmeyen gençlerimizin yazılarıyla dolup taşmış.

Yine aynı seyir balkonunun tavanı. Çok yüksek olması sayesinde çok şükür zarar görmemiş.. Çizim ve emeğe bakınca şimdiki işlemlerin ruhsuz olduğunu bir kez daha hatırladım..

Edirne’ye özgü kokulu meyveli sabunları. Selimiye Camisinin hemen altındaki handa bu sabunlardan alabilirsiniz ama seyretmeye doyamazsınız..

Havalar ısınmadan Edirne ziyareti yapmanızı şiddetle öneriyorum.Tava ciğeri yemek bile bahaneniz olabilir. İstanbul’a 2.5 saatlik uzaklıkta. Ortalama 300 KM. Bir hafta sonu kaçamağı için ideal. Üstelik çocuklu aileler için en doğru gezi seçimi olabilir. İstanbul-Edirne yolu çok ama çok düzgün ve düz bir otaban olduğundan gittiğiniz mesafeyide hiç anlamıyorsunuz.

Not: Kurak bir mevsime sahip olduğundan kışın çok soğuk olan ve yaz aylarında da çok sıcak olan Edirne’yi tavsiye etmiyorum. Bahar aylarını tercih etmenizi öneririm.

Kız kardeşimin Trakya Üniversitesinde okurken abla artık ne getireceğimi sormuyorum dediğini hatırlıyorum. Badem ezmesinden başka birşey getirmediği için ondan hiç bir şey istemezdim. Şu YAZIMDA yazdığım gibi, Cüneyt Abimiz sayesinde Kavala Kurabiyesi ile tanıştım. İstabul’da çok defa yesemde o lezzeti alamadım. Kavala kurabiyesi almadan dönmeyiniz. Hatta bir kaç paket stoklayınız. Pişman olmanız büyük olasılık..

Maşukiye’de Kahvaltı …

 

Kahvaltılarımız hazırlanırken birer bardak çay geliyor, ben çayımı yudumlarken annemin yıllar önceki telaşlı hallerini görüyorum Süreyya Hanım’da..

Süreyye Hanım “Burası bizim evimiz siz de bizim misafirlerimizsiniz” diyor gözlerinin içi gülerek. Kendisini ilk gördüğümde sobayı yakmaya çalışıyordu.. söylediği gibi, evindeymiş gibi alel acele..

Bir çocuk annesi, Kars’lı.. yıllarını İstanbul’da çürütmüş bir hanımefendi. Dile kolay 35 seneden sonra ayrılmış İstanbul’dan.. Soruyorum zor geldi mi, özlediniz mi diyorum. Gülüyor ve hiç düşünmeden cevap veriyor. “Geçen haftalarda ordaydım, annemin yanında. Ordayken buraları özlüyorum! “

 

Ayla Hanım tıpkı Süreyya Hanım gibi ; o da Kars’lı. Eşleri teyze çocukları. Akraba evliliğinden doğan kuvvet ve beraberlikle işletiyorlar mekanı.

İç mekanı restmetmeye çalıştığımda mutfakta Ayla Hanım’ı görüyorum. Elinde oklavası hamur açıyor. Oyalı yazması ile işine duyduğu aşkı hissettim ve bana kayınvalidemi hatırlattı. Beş yıllık evliliğim boyunca her yanına gittiğimizde benden erken kalkmayı başarır ve kahvaltıyı hazırlar. Mutfağa usulca girdiğimde elinde oklavasıyla “Pişi” açtığını görünce benden mutlusu olmaz. Ayla Hanım da ikram ettikleri hamurun Kars’ın Mafiş’i olduğunu söylüyor ve ekliyor ” Siz bir de Pişi’mizi yeseniz, o çook güzel oluyor”..

Ayla Hanım Kars’tan geleli sadece 5 yıl olmuş. Soruyorum “sizde mi özlemediniz?” Hayır diyor ve ekliyor “Oralarda insan yok, bakın her gün misafirimiz var” diyor bizleri kast ederek..

 

Bahsettiğimiz “mafiş” ve peynirli ekmek dilimleri.. Sofrada yok yok. Kars Kaşarı, kivi reçeli bile var..

Kirmitte tereyağlı yumurta ve Kars’a  özel peynir eritmesi..

Patates Kars’tan. Közlenmiş. Sıcacık geliyor masaya, eliniz yanıyor adeta..

İnternetten Maşukiye’de nerede kahvaltı etmeliyiz araştırması yaptım. Bir kaç arkadaşım hüsranlı anıları geldi aklıma.  Çamlı Konak, benim, “tamam buraya gitmeliyiz” dediğim yer olunca araştırmam da kısa sürdü. Mekan çok yeni, bir yıl olmuş. Bu kadar yeni oluşunun hiç bir tecrübesizliğini de görmüyorsunuz. Tam aksine kapıda karşılanıp, kapıda uğurlanıyorsunuz. İnşallah yeni oluşun verdiği heyecandan değildir ve bu mekanda her gelen benim gibi mutlu ayrılır..

Mekanı internette araştırdığımda beni cezbeden kısmı yukarıda resimde görülen, kişilere özel mangal başı keyfiydi. Sıradan bir mangal başı değil efendim, kulübe içinde. Maşukiye’de buluşacağımız arkadaşlarımızın minik kızları olunca belki kapalı bir mekan isterler diye düşündük. Bu sevimli mekanda kendinizi hem bahçede hissediyorsanız hemde ocak başında. Sıra sıra kulübeler daha çok kışın rağbet görüyormuş. 24 saat hiç sönmeyen fındık kabuğu ile yakıyorlar mangallarını..ben bizzat bir tanesine şahit oldum. Kışın kar yağarken siz içeride sıcacık kahvaltı yapıyorsunuz.

* Benim tavsiyem mangal keyfi için mekana varmadan siparişinizi verin. Siz vardığınızda mangalınız hazır olsun; kahvaltı keyfi sırasında üzerinde kendi ekmeğinizi kızartıp sucuklarınızı çeviriniz. Hayali bile güzel..

Şu büyük pembe minderli masa, kalabalık bir ailenin huzur içinde kahvaltı etmesini hayal ettim. Minikler yeşilliklerde yuvarlanırken..

Hiç bir köşe boş değil, bol bol resimlikti adeta..

Bu fenerlerin bir bakırı da benim yatak odamı süslüyor yıllardır. Fener aşkı duyan ben, bu kadar çok fener bir arada olunca ne hissettim bir düşünün..               

Mangallar gibi fındık kabuğu ile yanan sobalar..

Önümüzdeki kışı iple çekmek için bir bahane buldum bile, ya siz?

Derme çatma tahtalarla yapılmış sedirler…üzerlerine bırakılmış minderler.. Saatlerce kalkmak istemeyeceğiniz bir köşe. Soba hemen diziniz dibinde..

Minikler de unutulmamış..oyun köşesi tam zevklerine göre. Bursa’dan gelen arkadaşlarımızın minik Beyzaları bu köşede oyun oynarken çok mutlu oldu. Minikler için olması gereken bir köşe… Beyza için kocaman Maşallah..

ÇAMLI KONAK KAHVALTI & MANGALBAŞI

Soğuksu Mah. Leyla Atakan Can. No:11 Maşukiye – Kartepe/KOCAELİ

0262 354 2554- 0534 634 0951 web sayfaları : http://www.camlikonak.com/

Kendi web sayfalarını ziyaret edip videolarını seyredin. Benim gibi gitmek için sabırsızlanın..

Mekandan karaler.. Sizinde İstanbul’a yakın bildiğiniz, gittiğiniz yakın mekanlar varsa tavsiyelerinizi bekliyoruz. Bu ılık bahar havasında görmeyi çok istediğimiz yerler var. Bir sonraki adresimiz inşaalah Göynük olacak.. Göynük Evleri’ni düşlemeye başladık bile..

Mekana ait en çok sevdiğim resim.. En tenha köşe. Gözden uzak, siz ve bir fincan çay.. Maşukiye’yi Maşukiye yapan gerçekler bunlar. .Mekan güzelse Maşukiye de güzel..

Ela gözlü dilber Bursa..

Bu resimleri geçtiğimiz hafta sonu Bursa seyahatimizde çektik. Cumartesi sabahı uyanıp iftarı eşimin ailesi ile geçirmeyi planlayıp yola koyulduk..

Her Bursa seyahatimde ben yeniden mest olur dönerim. Yeşilin ve tarihin buram buram tüttüğü mükemmel şehir..

Yolumuz kayınvalidemlere varmamıza 10 dk kala bir şeftali köylerine saptık. Ve karar verdik, bir sonraki seyahatimizde bu köyden kendimize ev bakacağız.

Şehrin önemli iki yolunun ortasında kalmış ama özünden ve güzelliğinden hiç ödün vermemiş bir köy. Eşimin söylediğine göre Bursa da bu tarz köyler çok fazla varmış. Bekarlığımda turla gezip gördüğüm bu güzel şehri tanıyabilmek için yine turla gezmem gerekecek sanırım. 4.5 yıllık evliliğimiz boyunca yeni yeni keşfetmeye başladığıma göre eşimden umudu kesmeliyim:)

 

Terastan bir kaç anı..

Aslında bugün hünkar beğendi tarifi yayınlayacaktım. Abim için hususi yaptığım bir yemek. Yolculuk esnasında bozulmaması için buzlara sardım.  Abim benim gurmem gibidir. Damak zevkine çok güvenirim. İnşallah güzel yemek yapmayan biriyle evlenir:) Benim için bir yemeği o beğendimi tamamdır. Beğendimi..? Eee tabi ki:)

Kayınvalidemin kendine has terası ve benim yıllar sonra yıldız seyrim. O gece abime ve kardeşime söylediğim  “sakın bu eve benden sonra bir gelin getirip huzurumu kaçırmayın”.. Sahur sofrasını terasa hazırlayan kayınvalidem, masayı çıkaran ve hazırlamaya yardım eden abim ve kardeşim, çay servisini yapan eşimdi. Şimdi gelir işlerin elinden tutar, bende utanırım kalkarım, rahatımı bozar.. Yok bekar kalın siz.. Ben böyle iyiyim..

:)

Dalları bastı armut:)

Siz de yapın..!!

Tatile çıkamadınız mı? Benim gibi İstanbul’da neler yaparım diye düşünenlerdenseniz o zaman size bir tavsiyem var. Bizim ramazan boyunca ihtar için bile düşündüğümüz güzel mi güzel bir keyfimiz var. Boğaz da yemek yemek. Kulağa çok hoş geliyor ama boğazdaki mekanlar çok pahalı dediğinizi duyar gibiyim. O zaman bizim yaptığımızı siz de yapın..!!  :)

Kendinize güzel birer meze tabağı hazırlayın. Termosa çayınızı demleyin. Spor kıyafetlerinizi giyin ve doğru boğaza. Tavsiyem emirgan sahili..

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Tabağımıza bir kaç dilim domates, erik kurusu, ezme peynir zeytin hazırladım.

 

Saat gecenin 23.30 sularında olmasına rağmen boş bank bulmak kısmet işiydi. Biz ilk bulduğumuza yerleşip kupalarımıza çayımızı doldurduk.

 

Tabağımızı kucaklarımıza alıp boğazın manzarasında piknik yaptık:)

 

Bir tarafımızda boğazın esintisi, diğer tarafında ışıkları..

Bu resmi çektiğimde saat 00.40 olmuştu. Ben balık tutmayı çok özlediğimi düşünürken, balık tutanların sabırlarına bakıp iç geçiren “ben bu sabrı gösteremem” diyen eşimi görünce yine yine balık tutma hayallerim suya düştü..

Yeniden Bursa..

 

İstanbul’a 3 saat uzaklıkta, hafta sonu kaçamağı yapmanızı önerebileceğim bir şehir Bursa.. Bol yeşil atmosferde, tarih, eğlence, alışveriş, ziyaretler yapabileceğiniz en iyi yer.

Bursa’ya gidipte Yeşil’de eskiciler dükkanlarını gezebilirsiniz..

Bu aylar Uludağda telesiyej keyfi için tam zamanı. Üşüten ama karsız bir hava..

Telesiyejde soğuk size bir pişmanlık yaşatacak ve sonunda yukarıda sizi bekleyen şömine başında çay keyfi bu pişmanlığı alıp götürecektir.. Uludağa aç çıkmanızı ve el yapımı sucuk ve mangal keyfini yaşamanızı öneririm. Zirvede bunu yapan bir kaç iyi yer var..

Uludağdan inerken eteklerinde kuzinede mısır ve kestane keyfi yaşayabilirsiniz.

Meşhur İskender dışında Hınkal yemenizi tavsiye ederim. Şehir merkezinde bir kaç güzel yer mevcut. Mantının farklı şekilde kapanışıdır. Bir diğer farkı ise yoğurtsuz sadece tereyağ ile tüketilir. Resimdekiler eşimin kuzeninden bana özel yapılmış Hınkaldan kesitlerdir..

Hava şansınıza güzel olursa teleferik semtinde çamlıkta piknik yapabilirsiniz.. Bu resimdeki en güzel obje kayınvalidemin termosuydu. . Eve gelir gelmez merdivenlerde annem elinden düşürüp kırınca iyiki resmini çekmişim diyorum. Kayınvalideme “anneciğim sen taşı kırılırsada senin elinden kırılsın” dediğim içinde ayrı bir pişmanlık yaşıyorum..

Kızılay mevkinde Balibey Han’da hint kınası yaptırabilirsiniz. Ben sırf sizler içi yaptırdım (!) :)