Vefa Bozası & Edirne Gezimiz..

Bozacııı diye bizi uyandıran sesler yükselirdi sokaklarımızda, tıpkı “Bohçacı Geldi Hanııım” gibi.. Bu seslerle büyümeyen yoktur aramızda. Bizden sonraki neslin mahrum kaldığı sokak satıcıların eve vuran o iç gıdıklayıcı sesi. Şimdilerdeki gibi gıda boyası, jelatin derdi olmadan Osmanlı Macunlarını seve seve götürürdük mideye. Leğenciler vardı. Eskiyen kıyafetlerin yerine aldığımız pembe bir leğen. Belki sıkı bir pazarlık sonucu yanında  birkaç mandal. .

Leblebi tozu vardı her seferinde içimizi yakıp kavuran. Saatlerce öksürüğe rağmen seve seve katlandığımız leblebi tozları. Şimdilerde bulmamız imkansız o muhteşem lezzet. Düşünüyorum da evde bunu yapmalıyız, tatmalı çocuklar bu muazzam hatırayı..

Bizim bir bakkal amcamız vardı her şeyde kazıklardı bizi. Annemin memur hanıma yakışan idaresi sayesinde bakkal amcamızın pahalı olduğu kanıtlanmıştı. Neye göre, kime göre olduğu önemli değil. Annem öyle dediyse öyle..

Eve giren düzenli maaş sayesinde elhamdülillah hiç aç kalmadık, ama aç kalanları ve aç kalma ihtimalimizi o küçük yaşlarda aşıladık beyinlerimize. Ekmek kırıntıların arkamızdan ağlayacağına gerçekten inandık. Sorgulamadan, şüpheye düşmeden inandık. İsrafı farkında olarak ya da olmayarak öğrendik.

Şimdilerde hala arkamdan bir şeyler ağlar düşüncesi ile artık, kalan ürünlerle dolu dondurucum. Ona katarım, buna sıvarım diyerek minik minik paketler hazırlıyorum hiç farkında olmadan. Anlıyorum ki ben annemin kızıyım.

Dün sabah bir kase yoğurtla kahvaltı yapıp işe gelmem yüzünden tezgahta unuttuğum, kendi mayaladığım yoğurt ekşiyince eşime dönüp olsun mayhoş bir çorba yaparım dedim. Çorba mevsimi geçti hanım dedi. Akşamdan bu saate kadar düşünüyorum başka ne yapabilirim diye? :) Bulamadım, ben çorba yapacağım. Olsun dedim lohusa bir komşum ve 3 aylık bebeği olan kardeşim ne güne duruyor dedim.. avuttum kendimi..

Son günlerde epeyce çok sofra kurdum, epeyce yeni lezzetler denedim lakin hiç fotoğraflayamadım. Hatta son zamanlarda mutfağımla çok barışık olunca hızımı alamayıp uydurduğum tarifler bile oldu. Yeniden deneyerek resimleyeceğim inşallah.

Bu aralar eskiye olan özlemim depreşti. Hatta dün arkadaşlarıma misafir olmak için gittiğim Başakşehir  Sular Vadisi bana çok iyi geldi. Eşimle kısa bir huzur turu yapmamız vesile oldu çok şükür. İnsanların yürüyüşlerine şahit oldum. Bir çoğu ev hanımı, çoluklu çocuklu insanlar. Gıpta ettim. Ne güzel bir meslek dedim şu ev hanımlığı. En zoru en çetrefillisi.  Bir birey yetiştirmek ve onun her anında yanında olmak. Ona her halinle örnek olmak…

Yaşıyor muyuz dedim. Tüm ailenin yüksek yüksek binaların tepesinde yaşıyor olması, ofisi de bir plazaya taşımamız sonucu binaların arasında ne kadar sıkışıp kaldığımızı fark ettim. Küçük bir kasabaya yerleşme hayallerim yeniden depreşti. Tüm kasabayı tanıyabileceğimi düşledim. Her gün birine misafir olmak ve misafir etmek..

Başakşehirde yüksek binalarda olsa bana mahallemizi hatırlattı. Hayat kokan o dar sokaklı eski mahallemizi. Mahallesi ile yaşayan insanları, küçük bir kasaba gibi..

Oradan ayrılınca canımız hiç eve gitmek istemedi, kapısından içeri girerken bile sorgusuz giremediğimiz, değerli madenlerde yaşıyor hissi uyandıran her yerde ki şifreli kapılar ardından geçmek istemedik..

Eşim annemle boza içme planı yapınca gece yarısı annemi arayıp yatağından kaldırıp aşağı inmesini söyledik. Babam ve kız kardeşimi uyandırmadan sessizce bize takılan annemle İstanbul turu yapıp hatta ve hatta tüm boğazı, tüm sahili bir baştan bir başa iki saatte turlayıp galata köprüsünden yürüyerek geçmemizi sağladı eşim. Bir türlü boza içirmedi ama:) Bende dün akşamın anısına eski resimleri yayınlamalıyım dedim. Biz dün akşam gidemesekte, Fındıkzade de yaşadığımız yıllar uzun uzun boza keyiflerimiz olmuştur. Siz siz olun yaz gelmeden bir gidin derim.. Unutmayın arabada keyif yapmak isterseniz, arabaya servis te var..

Boza nerede içilir diye sorarsanız:

Vefa Bozacısı, Gıda Maddeleri San.Tic.A.Ş.
Vefa, Katip Çelebi Cad. No:104/1
34470 İstanbul-Türkiye
Tel:+90 212 519 49 22 Fax: +90 212 512 90 54

Boza nasıl içilir diye sorarsanız, leblebi ile derim..

4 Mart 2012 Edirne Gezimizden..

Edirne gezimizi yapalı epey zaman olmuş ben yeni yayınlamaya fırsat buluyorum. Aslında epeyce gezi fotoğraflarımız var elimizde, kısmetse teker teker yayınlayacağım..

Eşimin çektiği bu ve

bu fotoğraflar en sevdiklerim arasında.. Selimiye cami.. Bir kaç saatinizi camide geçirebilir o atmosferde manevi dinlenebilirsiniz..

Meriç köprüsü üzerinde Edirne buram buram kokarken.. 10 dk lık bir tur yanlızca 5 tl..

Meriç köprüsü üzerinde seyir balkonu. Bakımsızlığına ve hor kullanılmasına rağmen resmetmeye değer buldum. Tarihimize sahip çıkmanın anlamını bilmeyen gençlerimizin yazılarıyla dolup taşmış.

Yine aynı seyir balkonunun tavanı. Çok yüksek olması sayesinde çok şükür zarar görmemiş.. Çizim ve emeğe bakınca şimdiki işlemlerin ruhsuz olduğunu bir kez daha hatırladım..

Edirne’ye özgü kokulu meyveli sabunları. Selimiye Camisinin hemen altındaki handa bu sabunlardan alabilirsiniz ama seyretmeye doyamazsınız..

Havalar ısınmadan Edirne ziyareti yapmanızı şiddetle öneriyorum.Tava ciğeri yemek bile bahaneniz olabilir. İstanbul’a 2.5 saatlik uzaklıkta. Ortalama 300 KM. Bir hafta sonu kaçamağı için ideal. Üstelik çocuklu aileler için en doğru gezi seçimi olabilir. İstanbul-Edirne yolu çok ama çok düzgün ve düz bir otaban olduğundan gittiğiniz mesafeyide hiç anlamıyorsunuz.

Not: Kurak bir mevsime sahip olduğundan kışın çok soğuk olan ve yaz aylarında da çok sıcak olan Edirne’yi tavsiye etmiyorum. Bahar aylarını tercih etmenizi öneririm.

Kız kardeşimin Trakya Üniversitesinde okurken abla artık ne getireceğimi sormuyorum dediğini hatırlıyorum. Badem ezmesinden başka birşey getirmediği için ondan hiç bir şey istemezdim. Şu YAZIMDA yazdığım gibi, Cüneyt Abimiz sayesinde Kavala Kurabiyesi ile tanıştım. İstabul’da çok defa yesemde o lezzeti alamadım. Kavala kurabiyesi almadan dönmeyiniz. Hatta bir kaç paket stoklayınız. Pişman olmanız büyük olasılık..